mustafademirci

MADONNA ANNEMİZİN TESETTÜRÜ

08 Haziran 2012, 12:00
Bu makale 3541 kez okundu
MADONNA ANNEMİZİN TESETTÜRÜ
Mustafa DEMİRCİ
 MADONNA ANNEMİZİN TESETTÜRÜ

Nihayet ülkemiz Madonna’ya da kavuştu. 52.000 izleyici Arena Stadyumu konserine iştirak etti. Genç hayranları Madonna’nın müzik şovlarıyla kendinden geçti. Bu zaten beklenen bir şeydi. Buraya kadar her şey normal. Ancak bir muhabirin konser öncesi yaptığı röportaj çok dikkatimi çekti. Madonna hayranı bir gencin kendisine uzatılan mikrofona söylediği sözler hayli ilginç ve trajikti: 
- Michael babamızı göremedik. Hiç değilse Madonna anamızı görmeliyiz diye koştuk geldik.
Babası Michael Jackson annesi Madonna olan bir gençliğimizin de müjdesini almış olduk böylece. Dünyayı kasıp-kavuran Madonna çılgınlığı ülkemiz gençliğini ne hale getirmiş. Madonna’dan anamız diye bahsediyor. Benim de o gence “Ananı da al defol git!” diyesim geliyor. Ama diyemiyorum. Tam bunları düşünürken gözlerimin önüne Madonna’nın Sultanahmet Camii’nde çekilmiş tesettürlü fotoğrafı geliyor. O da ne? Madonna tesettüre girmiş. Örtü herkese yakıştığı gibi onda da güzel durmuş. Yine de Merhum Akif’in eşsiz mısrasını hatırlatmadan edemiyorum. “Meğer ne yüzler örtermiş bir incecik perde”. Nihayetinde haya perdesi sonuna kadar yırtılmış bir kadının başında duran basit bir bez parçası. Örtünün örtemediği şeyler de var. Madonna’yı mevcut kimliği ile hangi kalıba koyarsanız koyun Madonna Madonna’dır. Ama asla gençliğimizin anası olamaz. O her zaman pornografik şovlarıyla dünya gençliğini şehvet budalalığına sürükleyen sembol bir sanatçı olarak kalacak hafızalarda. Mesleğindeki başarısı ve ünü ne olursa olsun gençliğimize yapılan en büyük kötülüklerden birisi olmaktan öte anlamı olmayacaktır. 
Son bir not: “Madonna için “Ana” sıfatı bir tek yerde uygun düşebilir. Madonna olsa olsa “Kötülüğün Anası”dır.”

KİM ANLAR?

Çok değerli şairlerimizden Abdurrahim Karakoç Hakk’a yürüdü. Şairlerin, yazarların, sanat adamlarının, mütefekkirlerin, aydınların Hakk’a yürümeden değerinin anlaşılmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Yine Karakoç’un ardından benzer tavırlar sergileyeceğiz. O’nu anlatan yazılar, duygusal metinler okuyacağız. Methiyeler dizeceğiz. Marifet iltifata tabidir demiş büyükler. Şairler iltifat için yazmaz şiirlerini. Sıra dışı insanlardır. Anlaşılmak için değil anlatmak için yaşarlar. Işık saçarlar, karanlığa ışık tutarlar. Nitekim böyle bir ışık insanıydı Karakoç. Beden lambasında titreyen can alevi şimdilik söndü. Ama onun şiirlerinde haykırdığı aşkı, sevdası, idealleri hep hafızalarımızda olacak. İşte hafızamda yer eden “Acaba” şiirinden bir dörtlük:

İçte deprem olur dışın düğümü 
İhlâssız çözülmez işin düğümü 
Aklımdan geçeni, d
üşündüğümü 
Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?

Allah makamını yüce kılsın! Amin!..

SADİ’DEN..

Aşık bir fedai demektir. Nasıl ki bir fedai gayesine varmadıkça, emeline erişmedikçe başına taş ve ok yağsa meydandan çekilmezse, aşık da öyledir. Ben sana denize açılma demiyorum. Açılacak olursan tufana bile katlan, diyorum.